Covıd-19 sütü nasıl etkiledi?

Covid-19 salgını nedeniyle tüm dünyada dış ticaret ve gümrük işlemlerinde kısıtlamalar uygulandığından dışa bağımlı olduğumuz hammadde ve ürünlerin tedarikinde zorluklar yaşanmaya başlandı. Hayvancılık sektörü yem hammadddeleri temininde zorluklar yaşarken gıda endüstrisi ambalaj hammaddeleri tedarikinde zorluklar yaşıyor.

Tedarik zincirindeki bozulmalar nedeniyle küresel süt endüstrisi salgını “süt dökme” şeklinde yaşarken Türkiye’de bir damla süt dahi zayi olmadı. Ev dışı tüketim kanallarında süt ürünlerine yönelik talep azalırken gıda perakende zincirlerinde talepte yüzde 30’lara varan artış oldu.

“Son birkaç yıldır pahalı girdiler ve düşük satış fiyatları nedeniyle çok stresli ve yorgun ilerleyen hayvancılık sektörü salgın öncesinde et ve süt fiyatlarının bir nebze yükselmesi ve döviz kurundaki dengelenme sayesinde olumlu bir hava yakalamıştı. Salgın sırasında döviz kurlarının yeniden artışı hayvancılık işletmelerinde yem giderlerinin artacağı ve zarar edileceği korkusunu yeniden gündeme getirmiştir. Salgının uzama ihtimaline karşı hayvancılık işletmelerinin yükselen yem fiyatlarından korunması adına adım atılması tavsiye edilmektedir.

Aksi takdirde zaten baskı altındaki süt üretimi daha da azalabilecektir. Bu noktada daha önce tavsiye edilen hububat ve baklagil üretiminin artırılması ve gıda ve yem dışı endüstriyel bitkilere bu yıl kısmen ara verilmesi önerisi, hayvancılığın kaba yem (sap, saman, silaj) ihtiyacını da azaltacağından bu açıdan da dikkate alınmalıdır.

Büyükbaş hayvan ve kanatlı hayvan işletmelerinde önemli bir yem kalemi olan ve neredeyse tamamen ithalata bağımlı olduğumuz soya bitkisinin de bu dönemde diğer endüstriyel bitkilere göre tercih edilmesi hem çiftçiye gelir kazandıracak hem de hayvancılık işletmelerinin ayakta kalmasına katkı sağlayacaktır. Öte yandan kamunun, yem fabrikalarının kapasitelerini ve satış fiyatlarını takip ederek, rekabet ve adil fiyatın oluştuğundan emin olması da fayda sağlayacaktır.

İşçi ve çoban tedariki, meyve ve sebzede olduğu gibi hayvancılık işletmelerinde de salgın sırasında öne çıkacak başlıklardan biri olacaktır. Koronavirüs hayvanlardan insanlara geçmiş bir hastalık olduğundan ve insanlardan tekrar hayvanlara geçebileceği göz önüne alınarak, hayvancılık işletmelerinde salgın süresince temas, hijyen, rutubet kurallarına daha fazla uyulması önem arz etmektedir. Ayrıca bu dönemde kalabalık hayvan gruplarının daha fazla gruplara ve bölmelere ayrılması hem insan hem de hayvanların sağlığını daha az riske sokacaktır.

Hayvancılık değer zincirinde salgın dönemine bağlı önemli risklerden birisi hayvan ve hayvansal ürünlerin taşınması ve süresinde işlenmesidir. Süt çiftliklerinde sütün bozulmadan vaktinde taşınarak toplama merkezlerine getirilmesi kritik iken, besi işletmelerinde besi periyodu dolmuş hayvanların kesimhanelerine götürülmesinin sağlanması gerekmektedir. Her iki işletme tipinde de hayvan yemi tedarikinin kesintisiz ilerlemesi ortak ihtiyaçtır. Şu ana kadar işletmelerden bu yönde olumsuz olaylar bildirilmemiştir ve bu şekilde devam etmesi gerekmektedir.”

Yukarıdaki tespitler Kredi Kayıt Bürosu (KKB) Tarım Kredileri Değerlendirme Sistemi (TARDES) tarafından hazırlanan Koronavirüsün Tarım ve Gıda Sektörüne Etkileri Raporu’nda dile getiriliyor.

YEM HAMMADDE FİYATLARINDA BÜYÜK ARTIŞ

KKB Raporu’nda, küresel salgın döneminde döviz kurunun yükselmesinin ithalata bağımlı bazı önemli girdilerde (gübre, ilaç, yem) fiyat artışlarına yol açacağı uyarısı şu ifadelerle dile getirildi:

“Tarımsal girdilerden gübre ve zirai ilacın büyük bölümü, yemin ise önemli bir kısmı ithalata bağımlıdır. Son dönemde yaşanan döviz kuru artışları bu girdilerde fiyat artışı riski doğurmaktadır. Ayrıca yem fiyatlarının döviz kuruna bağlı olarak artması riski, büyükbaş hayvancılıkta olduğu gibi kanatlı sektörü için de en önemli maliyet kalemidir.”

Türkiye, yem hammaddeleri ihtiyacının yarısından fazlasını ithalatla karşılıyor. Salgının ardından gümrük kapılarının kapanmsı nedeniyle yem hammadde fiyatları yükseldi. Buna dövizdeki artış da eklenince yeme ciddi oranlarda bir zam geldi. KKB’nin raporunda yem hammaddeleri ile risklere şu ifadelerle dikkat çekildi:

Yem bitkileri, hayvansal gıda (et, süt ve yumurta) arzını belirleyen en önemli girdidir. Salgın döneminde ithalata bağımlı olduğumuz soya üretiminin artırılması için önlem alınması tavsiye edilmektedir. Tahıl ve baklagil üretiminin de artışıyla kaba yem tedariki rahatlayacaktır.

Türkiye’de mısır üretimi aslında her yıl önemli ölçüde artmaktadır, fakat benzer bir hızla artan büyükbaş hayvancılık ve buna bağlı yem ihtiyacı nedeniyle mısır açısından da ülkemiz koronavirüs salgınına hazırlıklı yakalanmamıştır. Mısırda yaşanabilecek ithalat aksaklıkları büyükbaş ve kanatlı hayvancılığın yem ihtiyacını da zora sokabilecek ve bu, endüstrinin arzını ve çıktı fiyatlarını doğrudan etkileyebilecektir.

Şeker pancarının bir yan ürünü olan ve hem hayvan yemi hem de etil alkolün hammaddesi olan melas, salgın döneminde çok önem kazanmış durumdadır.”

Gıda endüstrisi ambalaj hammaddeleri tedarikinde zorluklar yaşarken hayvancılık sektörü de yem hammadddeleri temininde zorluklar yaşamaya başladı. COVID-19 salgını ile tüm dünyada dış ticaret ve gümrük işlemlerinde kısıtlamalar uygulanmaya başlandı. Bu nedenle dışa bağımlı olduğumuz hammadde ve ürünlerin tedarikinde zorluklar yaşanmaya başlandı.

Türkiye’nin en büyük süt kooperatifleri arasında yer alan Nazilli ve Çevreleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (Ör-Koop) Başkanı Ünal Önal da, en büyük sıkıntılarının artan yem fiyatları olduğunu söyledi. Süt fiyatlarının artması halinde tüketicinin süte ulaşması zorlaşacağından süt priminin 10 kuruş arttırılmasını talep eden Ünal, süt priminin 15 kuruştan 25 kuruşa yükseltilmesinin üreticiye moral vereceğini söyledi.

Yaptığı açıklamada üretici ortaklarından günde 320 ton süt aldıklarını kaydeden Başkan Önal, “Covid-19’un ardından tarımsal üretimin önemi bir kez daha ortaya çıktı ancak koronavirüs salgınından sonra maalesef süt üreticimiz artan yem fiyatlarından dolayı sıkıntıya düştü. Virüsten önce 80 lira olan 50 kilo yem çuvalının fiyatı son iki ayda peş peşe gelen 4 ayrı zam ile 100 liraya yükseldi. Bu da girdi maliyetinin yaklaşık yüzde 25 oranında artması demek” dedi.

TOÇ BİR-SEN:
MALİYETLER BAZ ALINARAK ÇİFTÇİYE ALIM GARANTİSİ VERİLMELİDİR

Tarım-Orman Çalışanları Birliği Sendikası TOÇ BİR-SEN “Koronavirüsün Türkiye Tarımına Olası Etkileri ve Çözüm Önerileri Raporu” hazırlayarak bir dizi önlem alınması için kamuya ve sektör yetkililerine çağrıda bulundu. TOÇ BİR-SEN’in Koronavirüs Raporu’nda hayvancılık ve süt sektörüne yönelik öneriler şu şekilde yer aldı:

Gıda güvencesini üretime dayalı yani öz kaynakları ile karşılayan ülkeler bu zorlu süreçten daha güçlü çıkarken, ürettiğinden fazlasını tüketen ve açığı ithalat ile kapatan ülkeler ise gıda konusunda dışa bağımlı hale gelecek ve kıtlık hatta açlık gibi çok büyük problemler ile karşılaşacaktır.

Yetiştiricilerin üretimini, ürün işleyicilerin ise hammadde ihtiyacını garanti altına alan sözleşmeli üretim modeli uygulaması geliştirilmeli ve aksayan yönler ıslah edilmelidir. TMO, Tarım Kredi Kooperatifleri ve ESK benzeri piyasa müdahale kurumları aracılığı ile üreticiye alım garantisi verilmeli ve sözleşmeli üretim yapan üreticilere gübre, ilaç, tohum, fide vb. gibi tarımsal girdilerini karşılaması amacı ile avans ödemeleri yapılmalıdır.

Toplu tüketim yerlerinin kapanması, beraberinde tüketimin azalmasını getirmiştir. Bu süreçten en çok turizm sektörünün etkilendiği düşünüldüğünde, et ve et ürünleri ile süt ve süt ürünlerine talep azalması beklenmektedir. Talebin azalması ile birlikte besicilerimizin kesime gelen hayvanlarını daha uzun süre beslemeleri gerekecek, bu durum hem et kalitesinin düşmesine hem de ilave yem tüketimi dolayısı ile maliyetlerin yükselmesine sebep olacaktır. Et ve Süt Kurumu marifetiyle besicilerimizin arz fazlası hayvanları değerinde alınmalı ve üretilecek et ve et ürünlerinin uygun fiyattan halka arzı sağlanmalıdır.

Büyükşehirlerde ve birkaç ilimizde uygulanan kontrollü giriş ve çıkışlar dolayısı ile çiğ sütün toplanması ve taşınmasında oluşacak aksaklıkların önüne geçilmesi ve üreticilerin mağdur olmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Hayvancılık sektörünün ayakta kalabilmesi için ESK üzerinden piyasaya müdahale edilmeli ve üretim maliyetleri baz alınarak oluşturulacak fiyatlar üzerinden alım garantisi verilmelidir.

Özellikle küçükbaş hayvancılık meraya dayalı olarak yapılmaktadır. Aynı şekilde arıcılık faaliyetleri de gezginci arıcılar vasıtasıyla sürdürülmektedir. Göçerlerin ve gezginci arıcıların hareketlerinde her türlü kolaylık sağlanmalı, konaklama yerlerinde uygun altyapı temin edilmeli, temiz suya erişim imkanları sağlanmalıdır.

Bakanlıkça yürütülen programlı aşı kampanyaları ve koruyucu hayvan sağlığı hizmetleri aksamadan yürütülmelidir. Aşı kampanyalarında görev alan veteriner hekim ve yardımcı sağlık personeline yönelik her türlü sağlık tedbiri alınmalıdır. Veterinerlikte kullanılan aşı ve ilaçların tedarik zincirinde yaşanacak aksamalar önlenmeli, olabilecek fiyat artışlarına karşı hayvancılık ile uğraşan çiftçiler desteklenmeli, beşeri ilaçlarda olduğu gibi aşı ve ilaçların fiyatları devlet tarafından tespit edilmelidir.

SÜTE 5 KURUŞ, YEME 65 LİRA

Çiftçi Uzaktan Eğitim Platformu’nun 5 Mayıs’ta düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, yetiştiricilere hayvan başı 65 lira olmak üzere toplamda 100 milyon lira yem desteği vereceklerini açıkladı. Salgın nedeniyle çiftçinin üretimden çekilmemesini isteyen Pakdemirli, “Hayvancılık alanında önemli çalışmalar ve hedefler içindeyiz. Bu kapsamda yetiştiricilerimize hayvan başı 65 lira olmak üzere toplamda 100 milyon liralık yem desteği vereceğiz. Her durumda size yetişiriz, siz müsterih olun.” diye konuştu.

Bakan Pakdemirli, Nisan ayının başında yaptığı açıklama ile de 10 kuruş olan çiğ süt destekleme priminin 15 kuruşa çıkarıldığını duyurmuştu. Buna göre Aralık, Ocak, Şubat ve Mart ayı çiğ süt prim destekleri üreticiye 15 kuruş üzerinden ödenecek. 2019 Aralık ayı çiğ süt prim desteğinin de üreticiye Nisan ayı içinde ödeneceği bildirildi. Bakanlık, 25 kuruş olan çiğ süt destekleme primini geçtiğimiz yıl Mayıs ayında 25 kuruştan 10 kuruşa düşürmüştü.

KUTU
Aynes Genel Müdürü Murat Hocalar:
İŞİMİZİN TOPLUMDAKİ ROLÜ DAHA İYİ ANLAŞILDI

Aslında bir sefer görev emri aldık ve savaşıyoruz. Bu savaşımız her zaman vardı ama daha şiddetli bir mücadele içerisindeyiz. Bu sürece bir kriz demiyorum “savaş” diyorum. Aslında bir süt mucizesi için savaşıyoruz hep birlikte. Süt dışında hiçbir besin almadan beslenebileceğiniz başka bir gıda maddesi yok yeryüzünde.

Covid-19 pandemisi süt işimizin toplumdaki rolünü daha keskin bir odağa yerleşmiştir. Biz bu süt mucizesi için canımızı dişımize takarak tüm tedarik zincirinde çalışacağız. Çünkü biz sefer görev emri olan bir sektörüz. Sağlıkçılarımızla birlikte bu mücadeleyi vererek insanlarımızın, çocuklarımızın, annelerimizin beslenebilmesi için bu gıdayı onlara ulaştıracağız. Bakın bu salgın bize çok güzel bir şeyi gösterdi. Herkes buzdolabına süt ve peynir aldı.

Biz salgınların bu noktada kalacağını mı düşünüyoruz. Eminim önümüzdeki dönemlerde çok daha farklı salgın çeşiteriyle mücadele edeceğiz. Biz askerimizin savaşırken gıda ihtiyacını sokak sütçüleriyle mi sağlayacağız. O yüzden diyoruz ki, öldürmeyen kriz güçlendirir. Biz süt sektörü olarak Covid-19 pandemisinden güçlenerek çıkacağız.

Süt bağışıklık sistemini güçlendiren yaşamsal bir gıdadır. Ama bir zümre öyle bir lobi faaliyeti içerisindeki halkımızın bu mucizevi gıdaya daha güvenli şartlarda ulaşabilmesini, teknolojiyi lekeleyerek elinden almaya çalışıyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bu pandemi de bu gerçeği çok net bir şekilde ortaya koymuştur, daha şiddetli bir şekilde koyacaktır.

Pandemi koşulları altında bir taraftan kendi güvenliğimizi sağlarken bir taraftan çalışanlarımızı kapısından alıp tekrar kapısına bırakacak bütün güvenlik önlemlerini, Sağlık Bakanlığının belirtmiş olduğu 14 güvenlik önleminin üzerine bir 14 daha ilave ederek çalışanlarımızın güvenliğini sağlayarak bu süt mucizesini sağlıklı koşullarda insanlarımıza ulaştırmak için mücadele veriyoruz.

Tedarikçilerimizi destekledik, onların güçlü bir şekilde üretim yapmasını sağlamaya gayret ettik. Başta zincir mağazalar ve marketler olmak üzere müşterilerimize ürünlerimizi ulaştırdık. Ama sektör inanılmaz bir sıkışıklık içerisinde. Maalesef süt sanayii bu sıkışıklığın en ortasında kalmış vaziyette.

Üreticilerimize bir taraftan yemini verip hayvanların düzgün ve sağlıklı beslemesini sağlarken diğer taraftan yüzde 70 dışa bağımlı olduğumuz yem hamaddelerini zorlu şartlarda bu ülkeye getirmeye, işlemeye ve hayvan yemi olarak üretmeye çalışırken, tedarikçilerimizin en temel kısmını oluşturan üreticilerimizden de sağlıklı ve kaliteli süt alma mücadelesi veriyoruz.

Pandemi, nakit akışımızı yönetmekte en zorlu dönemimiz oldu. Bir taraftan tedarik ettiğimiz ürünleri (girdileri) daha kısa vadede almaya çalışırken bir taraftan da tahsilatlarımızın uzayan vadeleriyle bu açığı kapatmaya çalışıyoruz. Covid-19 pandemisinin sütte yüzde 55’lere varan kayıtsız ekonomiyi de gündemimizden çıkaracak önlemleri almak için bir fırsat olmasını diliyorum.

KRİZİN KÜRESEL ETKİLERİ

Türkiye süt sektörü, COVID-19 sınavında nasıl bir seyir izliyor? “COVID-19 Sonrası Süt ve Süt Ürünleri Sektörü” TGDF Akademi’nin düzenlendiği video konferansta değerlendirildi. SETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tezel’in moderatörlüğünü üstlendiği konferansa Pınar Süt Genel Müdürü Gürkan Hekimoğlu, Aynes Genel Müdürü Murat Hocalar ve Eker Genel Müdür Yardımcısı Hamit Can konuşmacı olarak katıldı. Konferansta salgının süt sektörüne etkisi, sektörde iş yapma biçiminde yol açtığı değişiklikler ve süt sektörünün pandemi sonrası durumu ele alındı.

Salgının etkilerini en az hisseden ülkelerden biri Türkiye olurken küresel gıda endüstrisine salgın 5 şekilde yansıdı.

1. Süt dökme

Kahve, lokanta, restoran gibi dükkanların kapalı olması nedeniyle ev dışı tüketim kanallarına yönelik çalışan süt işletmelerindeki üretimde ciddi daralmalar meydana geldi. Salgından en çok etkilenenler işletmelerin başında lokanta ve restoran gibi yiyecek-içecek mekanlarına tedarik sağlayan süt işletmeleri oldu. Bu durumdan en çok etkilenen ülkelerin başında ABD geliyor. Tedarik zincirindeki bozulma nedeniyle ABD’deki en büyük süt kooperatifinin üyelerinin döktüğü süt günlük 14 milyon litreyi buldu.

İngiliz Süt Çiftçileri Kraliyet Derneği de, haftada yaklaşık 5 milyon litre süt üretiminin risk altında olduğunu bildirdi. AB’de süt üreticileri, tedarik zincirindeki aksamaların yol açtığı arz fazlası nedeniyle hükümetten yardım istiyorlar.

Süt dökme dışında salgının küresel gıda endüstrisine diğer etkileri ise şunlar oldu:

2. Mahsullerin boşa gitmesi,

3. Yeterli işçi bulamamak,

4. Alışveriş alışkanlıklarının değişmesi,

5. Kullanılamayan stoklar.

KUTU
Pınar Süt Genel Müdürü Gürkan Hekimoğlu:
ÜLKEMİZDE BİR DAMLA SÜT ZAYİ OLMADI

Sektör olarak üreticimiz, tüketicimiz, devlet olarak dayanışma içerisindeyiz. Hijyeni ve sanitasyonu çok yüksek standartlarda uygulayan bir sektörüz.

Süt tedarik zincirinde halkanın her hangi birinde sıkıntı olduğunda toplumun gıda ihtiyacını karşılanamamasına neden olan büyük bir paniğe sebep olur. Bu virüs bizim silkelenmemizi sağladı. Sektör olarak bozulabilir bir gıda ürününü en sağlıklı şartlarda ürettiğimiz için biz hazırdık.

Pandemi vesileyle sokak sütçülüğü yüzde 13 civarında azalmaya başladı, devletimiz de bundan vergi kazanıyor. Bu durum daha çok ihtiyacımız için bize fon yaratmaya balayacak. Ne mutlu ki dünya ölçeğinde miktar belki küçük ama hala ihracatımız sürüyor.

Kaliteli hammadde ile önemli bir besini her türlü koşulda kaliteli ürünler üreten bir sektörüz. Bizim fabrikalarımız 24 saat çalışıyor ve çalışmak zorunda. Nasıl ki icap ettiğinde doktorlar 24 saat hastanedeyse biz de her zaman işimizin başındayız.

Amerika’da sütler derelere boşaltıldığında çok üzüldüm. Ülkemizde bir damla süt dahi zayi olmadı. Çünkü global bir sağlık sorununun ardından yaşanan ekonomik bir sıkıntı da var. Ancak çarklar döndüğü sürece bunları aşabiliriz.

Çalışanlarımız bizim ailemiz, yüksek hijyen koşullarında üretim yaptığımız için personelimiz zaten bilinçli idi. Ama bu bilinci evlerine ve akrabalarına da yaymalarını sağladığımızı düşünüyorum. Şükür ki bugünlere sıkıntılar yaşamadan geldik.

En çok sevindiğim şey artık bilimin konuşuluyor olması. Televizyonlara çıkıp halkı yanlış yönlendirenler yok artık, nerdeler? Halbuki insanları, toplumu doğruya gerçek bilim sevk eder. Günü kurtamak artık bitti. Sektör olarak sağlıklı süte, sağlıklı ürünlere, ambalajlı ürünlere güvenimizi sürekli vurgulamalıyız.

Sektör olarak aynı zamanda farklı ürün gruplarında her türlü koşulda sütü bir şekilde ürüne çevirebiliyoruz. Restoran ve otellerin olmaması nedeniyle fazla satış yapamıyor olabiliriz, ama başka ürün grupları öne çıktı.

Dünyadan bir örnek paylaşmak istiyorum. Mesela pastörize süt Avrupa ve Amerika’da çok daha yoğun tüketiliyordu. Ama pandemi sonrasında UHT süt tüketimi Amerika’da zirve yaptı. Neden, daha kolay stoklanabiliyor. Bugün Amerika’da sütün dökülmesinin nedeni bazı fabrikaların tek ürün grubunda çalışmasıydı. Demek ki ürün çeşitliliği ya da ülkemizin ucuz diye her şeyi dışarıdan alması doğru değilmiş.

Bir maskenin ne kada önemli olduğu, bir berberin ne kadar gerekli olduğu görüldü. Dezenfektanı üreten firma da çalışamazsa biz çalışamayız. Karton imalatı yapan,ambalajı üreten firma çalışamzsa gıda sektörü çalışamaz, zincirin bütün halkaları önemli. Buradaki en önemli husus sürdürebilirlik. Buna istinaden FAO gelecek 10 yılı aile çiftçiliği yılı ilan etti.

İş yapma biçimlerimizde çok fazla değişiklik olmadı. Ama yaşadıklarımız zincirin tüm halkalarının önemli olduğunu gösterdi. Kriz global ise çözüm hep beraber, bu da birbirimize kenetlenerek olacak.

SALGINDAN KORUNMAK İÇİN SÜT ENDÜSTRİSİNİN ALMASI GEREKEN ÖNLEMLER

COVID-19 şimdiden gıda üretim ve sevkiyat şeklimizi değiştirmeye başladı. Gıda endüstrisinde çalışanlar bir taraftan COVID-19’un yayılımını önlemeye çabalarken diğer taraftan da güvenli ve sağlıklı gıda tedarikinin sürdürülmesini sağlamak için çalışıyorlar.

COVID-19 salgını sırasında gıda işleme endüstrisini güvende tutmak için Cornell Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü, gıda üreten işletmeler için kapsamlı, pratik ve kullanışlı bir web sitesi oluşturdu. Cornell Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü’nün gıda üretiminde çalışanlara ve tüketicilere yönelik COVID-19 riskleriyle ilgili yaptığı bu çalışmadan süt işletmeleri ile ilgili olanları sadeleştirerek paylaşmak istiyoruz.

1. COVID-19 farklı yüzeylerde ne kadar süre kalabilir?

COVID-19, konağının dışında oldukça kararsızdır ve enfeksiyöz viral partiküllerin sayısı, konaktan çıkar çıkmaz hızlı bir oranda azalır. Yakın tarihli bir çalışmanın sonuçları farklı yüzeylerdeki COVID-19 azalma oranlarının, koronavirüs SARS’ninkine benzer olduğunu gösterir. Yarı ömürle ölçülerek gözlemlenen indirgeme oranları (aktif viral partikül sayısını yarıya indirmek için gereken süre), yüzey tipine bağlı olarak değişmektedir.

COVID-19’un gözlemlenen en uzun yarılanma ömrü plastik yüzeylerde (7 saat) olurken ikinci sırada paslanmaz çelik yüzeyler (5,5 saat) gelmektedir. COVID-19 karton (3 saat) ve bakır (1 saat) üzerinde çok daha zor tutunmaktadır. COVID-19 ayrıca aerosol haline getirilmiş su damlacıklarında test edildiğinde 1 saatlik bir yarı ömre sahiptir. Bu çalışmada kullanılan farklı yüzeylerin enfeksiyöz viral partiküller ile kontaminasyonu, günlük durumlarda beklenen kontaminasyondan çok daha yüksek olmaktadır.

Kontaminasyondan sonra enfeksiyonun yüzeylere temas etmesini önlemek için, insanlar hala önemlidir:

  • Sosyal mesafeyi koruyun. Sadece COVID-19’un kişiden kişiye bulaşmasını engellemekle kalmaz, aynı zamanda diğer kişilerin etrafındaki yakın zamanda kontamine olmuş yüzeylere dokunmanızı önleyecek bir mesafeyi korumuş olursunuz.
  • Uygun el hijyeni sağlayın. İdeal olarak 20 saniye boyunca ellerinizi sabun ve suyla yıkayın veya uygun el dezenfektanı kullanın. Kontamine olmuş yüzeye dokunursanız, virüsten ellerinizi yıkayarak korunabilirsiniz.
  • Yüzlere dokunmayın. Yakın zamanda kontamine olmuş bir yüzeye dokunduysanız, elinizi ağzınızdan, burnunuzdan ve gözlerinizden uzak tutmak potansiyel enfeksiyon yollarını durdurmaya yardımcı olacaktır.

Ayrıca, insandan insana bulaşma ve yüzey kontaminasyonu riskini azaltmak için sosyal distantasyon mümkün olmadığında uygun solunum hijyeni uygulamalarını sürdürmek ve uygun bir maske giymek de önemlidir.

Tesislerde, hem üretim hem de üretim dışı alanların rutin, programlı temizliği ve dezenfeksiyonu aktif olarak sürdürülmelidir. Yüksek riskli alanlara (tuvaletler, dinlenme odaları, soyunma odaları, ilk yardım alanları, vb.) ve çalışanların düzenli olarak temas ettiği yüzeyleri (kapı kolları, el rayları, telefonlar, musluklar, elektronik vb.) düzenli ve sık sık dezenfekte edin.

2. COVID-19 gıda ile bulaşır mı?

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı’na (EFSA) göre COVID-19’un gıda tüketimi yoluyla bulaştığını gösteren herhangi bir kanıt yoktur. Diğer koronavirüslerle ilgili deneyim, bu virüslerin yüzeylerde zayıf bir şekilde hayatta kaldıklarını göstermektedir. Soğuk zincirde veya dondurulmuş sıcaklıklarda günler veya haftalar boyunca kalan gıda ürünlerinden veya ambalajlarından virüsün yayılma riski çok düşüktür.

3. Çiftlik hayvanları COVID-19 enfeksiyonu kaynağı olabilir mi?

Çiftlik hayvanları, evcil hayvanlar ve yaban hayatı da dahil olmak üzere herhangi bir hayvanın şu anda COVID-19 enfeksiyonu kaynağı olabileceğini gösteren bir kanıt yoktur. Halihazırda, ithal hayvanların veya hayvansal ürünlerin COVID-19’un yayılması için bir risk oluşturduğuna dair kanıt bulunmamaktadır.

4. Dondurucu soğutma COVID-19’u öldürür mü?

Yalnız dondurucu sıcaklığın COVID-19’a karşı etkili olması olası değildir. Ancak CDC tarafından ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, halihazırda dondurulmuş sıcaklıklarda günler veya haftalar içinde gönderilen gıda ürünleri ile ilişkili COVID-19’un bulaşmasını destekleyen hiçbir kanıt bulunamamıştır .

5. Pastörizasyon işlemi COVID-19’u öldürür mü?

Bilimsel araştırmalar, 30 dakika boyunca 63°C’de standart pastörizasyonun, her ikisi de COVID-19’a benzeyen SARS-CoV ve MERS-CoV’yi inaktive etmek için yeterli olduğunu göstermektedir.

6. Ultraviyole (UV) ışınlar COVID19’a karşı etkili midir?

Bilimsel araştırmalar, UV’nin bazı dozajlarının ve dalga boylarının, her ikisi de COVID-19’a benzer SARS-CoV ve MERS-CoV’ye karşı etkili olabileceğini göstermektedir. Ancak aynı çalışmalar UV’nin diğer dalga boylarının ve azaltılmış dozajların tamamen etkisiz olduğunu bildirmektedir.

Herhangi bir uygulamada UV kullanımı el yıkama, temizlik, kimyasal dezenfektan, pastörizasyon, hasta işçilerin hariç tutulması dahil olmak üzere COVID-19’un yayılmasını önlemek için gerekli temel önlemlerin yerini almak için bağımsız bir önleyici olarak kullanılamaz.

7. COVID-19’dan korunmak için gıda işleme tesislerine özel temizlik, sanitasyon ve dezenfeksiyon prosedürleri nelerdir?

Gıda İşleme Tesisleri, Mevcut İyi Üretim Uygulamalarına ve temiz ve dezenfekte edilmiş tesislerin ve gıda temas yüzeylerinin bakımını içeren İnsan Gıdaları için Önleyici Kontroller içeren FSMA Nihai Kuralına uygun olmalıdır. Bu kurallar, COVID-19 salgını dahil güvenli gıda üretiminin temelini oluşturur. Gıda tesislerinin temizlik ve sanitasyon uygulamalarında ABD’de EPA tescilli “dezenfektan” ürünlerinin kullanılması gerekmektedir.

FDA Gıda Kodu “dezenfektan”ı, inert nesnelerin veya eşyaların, ekipmanların ve mutfak aletlerinin ve diğer temizlenmiş gıda temas yüzeylerinin bakteriyel kontaminasyonunu en az 5 log birimiyle azaltan bir madde veya madde karışımı olarak tanımlar; bu da kontaminasyonu yüzde 99,999’a indirgemesi demektir. Gıda ile temas eden yüzeyler için üretilen dezenfektanlar, durulama yapılmadan kullanılacak şekilde formüle edilir. Gıda ile temas eden yüzeydeki kimyasal kalıntılar gıdayla temas edecekse tüketici için tehlike arz edecek seviyenin altında olmalıdır.

Bir COVID-19 vakası oluşmadan önce

Yüksek riskli yerleri (Tuvaletler, yemek alanları ve kapı tokmağı gibi sık dokunulan yüzeyleri) rutin olarak temizleyin ve dezenfekte edin.

Onaylanmış bir COVID-19 vakası meydana geldiğinde

Pozitif bireyin temas ettiği tüm yüzeyleri (gıda ile temas eden yüzeyler dahil olmak üzere) temizleyin ve dezenfekte edin. Bazı dezenfektanlar sadece belirli bir bakteri, mantar veya virüs alt kümesine karşı kullanılmak üzere onaylanmıış olabilir. Bu nedenle kullandığınız dezenfektanın koronavirüse karşı etkili olduğunun yerel veya uluslararası sağlık ve çevre otoriteleri tarafından onaylanmış olmasına dikkat etmelisiniz.

Dezenfektanlardaki daha yüksek etken madde konsantrasyonu, gıda ile temas etmeyen yüzeydeki bazı uygulamalarda durulamadan kullanılabilmekle birlikte, bu gıda ile temas eden yüzeylerdeki çoğu uygulama için uygun değildir.

Gıda ile temas eden yüzeylerin dezenfekte edilmesinden sonra bu yüzeylerin su ile düzgün bir şekilde durulanması gerekir. Durulama için kullanılan içme suyu steril olmadığından, yiyecekleri işlemek için kullanmadan önce yiyecekle temas eden yüzeyleri de dezenfekte etmeniz gerekir.

Tanım olarak sadece dezenfektanlar virüslere karşı etkili olabilse de, durulama gerektirmeyen konsantrasyonda, COVID-19’dan daha kararlı virüsler de dahil olmak üzere virüslere karşı etkili olabilen dezenfektanlar da vardır. EPA’da ‘Virüsidal aktiviteli sanitizerler’ gibi ürünleri kaydetme süreci devam etmektedir.

Şu anda, yüzeylerde COVID-19’un inaktivasyonunu gerçekleştirmek için, tüm ürünlerin konsantrasyonlarda ve dezenfeksiyon için uygun olması için etiketlerinde kalma süresinde kullanılması gerekmektedir.

Genel tavsiye, hem gıda ile teması sanitize edebilen hem de dezenfektan etkisine sahip bir ürünün kullanılması olacaktır (bunlar muhtemelen farklı aktif bileşen konsantrasyonlarında olacaktır). Bununla birlikte, gıda tedarik tesislerinde COVID19’a karşı gıda ile temas eden ve gıda ile temas etmeyen yüzeylerde hangi ürünlerin kullanılabileceği konusunda kimyasal tedarik şirketinize danışabilirsiniz

Dezenfektan” terimi ile karışmasını önlemek için “el dezenfektanı” teriminin yerine “el antiseptiği” terimi kullanılmaktadır.

8. COVID-19’dan korunmak için çiftliklerden ve gıda üreten işletmelerden sevkiyatlar nasıl yapılmalı?

Buradaki temel endişe virüsün kişiden kişiye aktarılmasıdır. Nakliyatta çalışanlar COVID-19’un transfer riskini azaltmak için aşağıdaki temel kurallara uymalıdır. Sosyal mesafe ve hijyeni kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır.

Sosyal mesafe

Nakliyat sırasında tüm insanlara 2 metrelik mesafeyi koruyun. Bir teslim protokolü oluşturun ve dağıtım şirketinizin bunun farkında olduğundan emin olun. Nakliye görevlilerinin mümkün olduğunca araçlarında kalması sağlanmalıdır.

Teslimatçı aracını boşaltmaktan sorumlu ise (i) bunu yapmak için kendi araçlarını kullandıklarından emin olun, (ii) treyler ve dolly gibi araçlar sağlamanız gerekiyorsa, bu araçların yalnızca bu amaç için tasarlandığından emin olun.

Teslimat yapılacak kişi tesise girmemeli, sadece malzemeyi aracından boşaltmalıdır. Boşaltma işleminden sonra teslimatçı yola devam etmeli ya da kalması gerekiyorsa, nakliye aracında kalmalıdır. Tesis çalışanı, malzemeyi kendi araçlarını kullanarak tesise getirmelidir. Mümkünse, nakliye ambalajının dış tabakası malzeme tesise getirilmeden önce çıkarılmalıdır. Taşıma ambalajının, paketlerin veya iş eldivenlerinin herhangi bir parçasını sterilize etmeye gerek yoktur. Alıcı işletmedeki her çalışan için ayrı çalışma eldivenleri sağlamayı düşünün.

Tesis çalışanları nakliye aracının boşaltılmasından sorumluysa, teslimatçı kendi aletlerini ve iş eldivenlerini kullanarak aracı açmalıdır. Teslimatçı araca döndükten sonra, çalışan kendi araçlarını kullanarak taşıma aracını boşaltmaya başlamalıdır.

Mümkünse, malzemeyi tesise getirmeden önce nakliye ambalajının dış tabakasını çıkarıl malıdır. Nakliye veya ambalajın herhangi bir parçasını sterilize etmeye gerek yoktur.

Tüm evrak işlerinin yakın etkileşime gerek kalmadan elektronik olarak yapılması için bir protokol oluşturun.

El hijyeni

Çalışan, malzemeyi almadan önce, nakliye ambalajının dış katmanını çıkardıktan sonra ve malzemeyi belirlenen alana yerleştirdikten sonra ellerini yıkamalıdır. Sabun ve su mevcut değilse, çalışan en az yüzde 60 alkol içeren bir el dezenfektanı kullanmalıdır. Teslimatçı malzemeyi boşaltmaya başlamadan önce ve boşaltmayı bitirdikten sonra kullanması gereken kendi el dezenfektanına sahip olmalıdır.

Teslimatçı ayrıca, teslimat personeline verilen araçların tutamaklarını temizlemek için dezenfektan kullanmalıdır. Protokolün uygulandığından emin olmak için teslimatçıya bir el dezenfektanı sağlanabilir; bu durumda el dezenfektanının açıkça işaretlendiğinden ve yalnızca teslimat şirketi personeli tarafından kullanılmak üzere tasarlandığından emin olun.

Tüm çalışan ve teslimat personeli malzemeyi alırken yüzlerine dokunmaktan kaçınmalıdır. Nakliye ve teslimat personelinin hapşırması veya öksürmesi durumunda sıvı damlacıklarının yayılmasını sınırlamak için bir mendil kullanın. Hemen ardından ellerinizi yıkayın veya en az yüzde 60 alkol içeren bir el dezenfektanı kullanın. Mesaiye başlamadan önce tüm personel, herhangi bir semptom olup olmadığı konusunda kendi kendini değerlendirmelidir.

9. Ürünler kargo ile gönderilip alınabilir mi?

Nakliye öncesinde, birçok ticari işletme artık kapalı olduğundan alıcı işletmenin açık olup olmadığını kontrol edin. Bir teslimat yerinin kapatılması durumunda daha sonra teslimatı tamamlanmak için mevcut işletim prosedürleri izlenecek veya kargonun iade işlemi başlatılacaktır.

Ayrıca alıcınızın bulunduğu yere yakın kargo şubesinden de teslim edilmesini tercih edebilirsiniz. Alıcınıza paketleri kargo şubesinden alması için bir bildirim gönderilmesini de isteyebilirsiniz.

Birçok gıda ürününün sıcaklığa duyarlı yapısı göz önüne alındığında, teslimatların uygun zamanda yapılmasını sağlamak için müşterileriniz/tedarikçileriniz ile koordinasyon sağlamalısınız.

KUTU
Eker Süt Genel Müdür Yardımcısı Hamit Can:
STOK MALİYETLETERİ ÜSTLENMEYE BAŞLADIK

Avrupa’da çiğ sütün alınmaması nedeniyle süt fiyatlarında bir gerileme yaşanmaya başladı.Türkiye’de süt fiyatlarıyla ilgili üreticiye dönük hiçbir olumsuzluk olmadı, olmayacak da. Önümüzdeki 45-50 günlük süreci atlattıktan sonra önümüzde daha iyi bir dönem bizi bekliyor. Süt üreticisi bu süreçte neredeyse hiç bir sorun yaşamadı. Sorumluluk sahibi sanayicinin üreticiyi mağdur etmemek adına her koşulda sütü aldığını gördük.

Üreticinin bu süreçte döviz kurundaki artış nedeniyle yem hammadde temininde yem maliyetlerinin artmasından dolayı ciddi bir problemi oluştu. Bunun bir şekilde desteklenmesi ve çözülmesi lazım. Aslında bu bugünün problemi değil. Son 10-15 yıldır üreticinin en büyük sıkıntısı girdi maliyetlerini yönetememesinden kaynaklanan sürekli yaşadığı bir sorun var. Bunu da süt fiyatlarına yansıtarak çözmeye çalışıyor sektör. Bu da kartopu ve çığ gibi büyüyerek devam eden bir sorun haline geldi. Bu konuda kamunun yapması gereken desteklemeler var.

Bu doğrultuda Sayın Bakan’ın yaptığı açıklama ile süt destekleme primi 5 kuruş artırıldı. Bir de Nisan ayına mahsus olarak 20 baş altı işletmelere hayvan başına 65 lira bir yem desteği öngörülüyor. Hesabını yaptığınızda bir inek ayda 6-7 çuval yem tüketiyor, yapılan destek bir çuval yemi bile karşılamıyor. Üreticinin bu sorunu çözülürse, üretici sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulursa süt üretiminin sürekli artacağı muhakkak.

Sütçülük yapanlar için her gün olağan üstü bir gündür. Krizin bize getirdiği çok ekstrem bir çalışma modeli yok. Süt sanayi bu süreçte durmaksızın çalışmaya devam etti. Farklı sektörlerde üretim durdu ancak süt sanayi 7/24 çalışmaya devam etti. Aldığımız bütün sütleri işledik ama pazarda satamadığımız için stoklamaya başladık ve ilave stok maliyetleri üstlenmeye başladık.

Sanayici açısından üretim anlamında hiçbir sıkıntı yaşanmadı bu dönemde. Ekstra tedbirler alarak süreci devam ettirdi. Saha çalışanlarımıza kıyafetler, maskeler ve siperlikler alarak işlerine devam etmelerini sağladık.

Arz fazlasından, çiğ sütü fazla almamızdan kaynaklanan stoklama maliyetleri oldu. Bunun da bir şekilde desteklenmesi gerekiyor. Geçmiş yıllarda regülasyon adı altında devlet süt alımı yapıp süt tozu ürettirip bunu yurt dışına göndermişti. Regülasyonun bir başka boyutunu şu anda sanayici kendi içinde yapmakta ve sektöre katkıda bulunmaktadır.

Sanayicinin üretip piyasaya arz ettiği ürünlerin tahsilatında yaşadığı bazı problemler var. Son 10-15 yıldır et ve süt ürünlerinin perakendedeki ödeme vadelerinin 1 aya indirilmesiyle ilgili bir tasarı sürekli gündemde. En son torba yasaya da girdi ama bir şekilde yine torba tasarıdan çıkarıldı.

Maalesef biz perakende tarafında 60-90-120 güne varan vadelerle ödeme alırken çiğ sütün parasını çiftçiye 1 ay içinde ödüyoruz. Yani 1 ay vadeyle aldığımız sütü 4 aya varan vadelerle satmak durumundayız. Bu konuda sektör ciddi bir düzenlemeye ihtiyaç duyuyor.

….

10. Depozitolu cam şişelerde satılan pastörize sütlerin şişelerinin yeniden kullanılması COVID-19 açısıdan bir risk oluşturur mu?

Hayır. Halen COVID-19’un bulaşmasıyla ilişkili gıda veya gıda ambalajı kanıtı yoktur. COVID-19, büyük olasılıkla kişiden kişiye bulaşan bir solunum virüsüdür. Halen COVID-19’un gıda veya gıda ambalajı ile bulaştığına dair bir kanıt bulunmamaktadır. Diğer virüsler gibi, COVID-19’a neden olan virüs yüzeylerde veya nesnelerde kısa bir süre hayatta kalabilmektedir. Anlaşılması gereken kritik kavram, bir solunum hastalığı olan virüsün akciğerlere girmesinin engellenmesi gerektiiğidir. El yıkamanın, hastalığın önlenmesinin yanı sıra yüz/ağız/burun bölgesine ellerinizle dokunmamanın önemli bir bileşeni olmasının nedeni de budur. Bununla birlikte, iade edilen depozitolu şişeler ve kasalar ile teması olan çalışanların el yıkama prosedürlerine daha çok dikkat etmeleri gerekmektedir.

11. COVID-19 işlenmemiş (çiğ) ve taze ürünlerle bulaşır mı?

Hayır. Halen COVID-19’un bulaşmasıyla ilişkili gıda veya gıda ambalajı kanıtı yoktur. COVID-19, büyük olasılıkla kişiden kişiye bulaşan bir solunum virüsüdür. Bu, fekal-oral yoldan kolayca yayılan ürünlerde (örneğin, Norovirus, Hepatit A) bahsettiğimiz gıda kaynaklı virüslerden farklıdır. Normal bir diyetin parçası olarak taze meyve ve sebze yemenin genel sağlık için faydalı olduğunu hatırlamak önemlidir. Taze ürünler, uygun vücut ağırlığını korumanın ve diyabet gibi kronik hastalıkları önlemenin anahtarı olan besinlerin sağlanmasına yardımcı olur.

12. Traktör ve araç kabinleri nasıl sterilize edilir?

Bir traktörün veya herhangi bir aracın kabinini temizlemenin ve dezenfekte etmenin odak noktası, sık dokunulan yüzeyler olmalıdır. Bu yüzeyler; direksiyonlar, emniyet kemerleri, kapı kolları, kol dayanakları, radyo düğmeleri, bardak tutucular ile sürücüler veya yolcular tarafından dokunulan alanlar olarak sıralanabilir. Yaygın olarak dokunulan alanlara odaklanmak bulaşma riskini azaltabilir.

Çiftlik araçlarıyla ilgili riskleri azaltmak için yapılabilecek ek önlemler şunlardır:

  • Çiftlik araçlarındaki operatör sayısını sınırlayın.
  • Çiftlik araçlarındaki operatörlere, araçlarını kullanmadan önce ve sonra sık dokunulan yüzeyleri temizlemeleri ve sterilize etmeleri için gerekli eğitimi verin.
  • Operatörlere çiftlik makinelerini kullandıktan sonra, yemekten önce ve sonra ellerini yıkamalarını hatırlatın. Tüm çiftlik çalışanlarına, COVID-19’a neden olan virüs olan coronavirus-CoV-2’nin en sık solunum damlacıkları yoluyla yayıldığını, bu nedenle en az 2 metrelik sosyal mesafeyi korumanın riskleri azaltmanın en etkili yolu olduğunu anlatın.

13. COVID-19’dan korunmak için suya test yaptırmak gerekir mi?

Hayır, SARS-CoV-2, COVID-19’a neden olan virüs içme suyunda tespit edilmemiştir. COVID-19’a neden olan virüsü ortadan kaldırmak veya etkisiz hale getirmek için belediyelerin su arıtmada kullandığı geleneksel yöntemlerin kullanılması yeterlidir. Koronavirüsün yüzey veya yeraltı suyu yoluyla var olduğunu veya bulaştığını gösteren her hangi bir kanıt yoktur.

14. COVID-19 virüsü karton ambalajlarda hayatta kalabilir mi?

Virüsün konağı dışında oldukça kararsız olduğunu ve herhangi bir yüzeyde hızlı bir şekilde inaktive edildiğini biliyoruz. Son zamanlarda yapılan bir araştırma, karton üzerindeki canlı virüs parçacıklarının sayısının her 3 saatte bir yarıya düştüğünü gösterdi. Bu hızlı inaktivasyon oranı nedeniyle, özellikle bu ürünler günler veya haftalar sonra gönderildiğinde, gıda ürünleri veya ambalajlarından yayılma riski çok düşüktür.

COVID-19’un iletimi esas olarak kişiden kişiye solunum damlacıkları yoluyla gerçekleşirken kontamine yüzeylerden daha az kaynaklanmaktadır. Karton yoluyla bilinen bir iletim vakası yoktur ve kartondan bulaşmayı ele alan özel müdahaleler için herhangi bir öneri yoktur. Karton ambalajlar bir risk olarak kabul edilmese de, İyi Üretim Uygulamaları doğrultusunda ellerinizi sık sık yıkamanız, uygun solunum hijyeni (maske) ve bu tür öğeleri kullanırken yüzünüze dokunmamanız gibi hijyen kuralları çok önemlidir.

15. Gıda ambalajları plastikten kartona mı dönüştürülmeli?

Hayır. Gıda ambalajı COVID-19’un iletimi ile ilişkili değildir. Kalıcılık çalışmaları, virüsün farklı yüzeylerde yaşayabildiğini ancak yüzeylerdeki virüslerden kaynaklanan bir enfeksiyon kanıtı olmadığını göstermektedir. İşçiler iyi hijyen kurallarını uygulamaya devam etmeli ve hem ürünleri hem de ambalajları kirletme riskini azaltmak için yeni, tek kullanımlık kaplara koymalıdırlar, ancak gıda ambalajlarını değiştirmeye gerek yoktur.

Coronavirus için Gıda Endüstrisi Kaynakları (COVID-19 ) adlı web sayfasına https:// instituteforfoodsafety.cornell.edu/ coronavirus-covid-19/ bağlantısından ulaşabilirsiniz.

KUTU
Randox İş Geliştirme Müdürü Esin Yıldız:
ŞİRKETLERE COVID-19 ANALİZÖRLERİ SAĞLIYORUZ

Randox (Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Kıbrıs, Azerbeycan, İran ve Türki Cumhuriyetlerden Sorumlu) İş Geliştirme Müdürü Esin Yıldız, 2 yıldır sorumlu olduğu ülkelerde Adli Toksikoloji ve Gida Diagnostigi departmanlarını yönetiyor. Şirketteki görevi gereği İngiltere’de yaşayan Yıldız, Randox’un COVID-19 kapsamında sunduğu hizmetler hakkında şu bilgileri verdi:

“1982’de Dr. Peter Fitzgerald tarafından kurulan Randox, ilk yıllarda reaktiflere odaklanarak teşhis reaktiflerinden kalite kontrol çözümlerine, adli toksikolojiden gıda analzlerine, işyeri ilaç testinden cinsel/genel sağlığa kadar çeşitli çözümler geliştirdi.

İngiltere’de Covid-19 testleri ile ulusal sağlık sistemini destekleyen öncü firmalardan biri olan Randox’un İngiliz hükümeti ile 2,7 milyonluk test anlaşması bulunuyor. Özel kuruluşlarla birlikte sadece bu ülkedeki test anlaşması 5 milyonun üzerinde. Covid-19 yüzey testlerine de başlayan Randox, kapı kolları, masalar ve panolar gibi yüzeylerde virüs olup olmadığını tespit edebiliyor. Sağlık testlerinden farklı olarak yüzey testleri firmalar tarafından yapılabiliyor.

Covid-19 salgını ile mücadele kapsamında Randox, harici testler için şirketlere analizörler ile laboratuvarlardaki numuneleri hızlı bir şekilde test edecek teknolojiler geliştirmektedir. Randox’un, özellikle Covid-19 tanı testi ile ilgili iki önemli analizörü vardır. Bunlar; Evidence Investigator ve yeni çıkan Vivalytic’tir. Her iki analizör de Covid-19’u teşhis etmek için benzer semptomları olan ölümcül olmayan enfeksiyonları ayırt eden Biochip test kullanmaktadır.

Randox’un, çalışanlara yönelik geliştirdiği yeni Vivalytic’in kullanımı çok kolaydır ve laboratuvar deneyimi gerektirmeyen test ekipmanları sağlar. Kartuş tabanlı platform, tam moleküler iş akışı ekstraksiyonunu, PCR amplifikasyonu tespit edebilen küçük bir tezgah üstü platformda birleştirir.

Randox; Randox Health, Randox Food Diagnostics ve Randox Toxicology gibi bir çok yan kuruluşu ile hizmet vermektedir. Randox Food Diagnostics, Covid-19 salgını ile kendini küresel gıda güvenliği zincirini geliştirmeye adamıştır. Çok yönlü kitlerimiz, ELISA ilaç kalıntıları ve Bioçip testleri ile süt, şarap ve bal endüstrileri için özel enzimatik kitlerimizi içermektedir. Bu kapsamda hayvansal gıdalarda antibiyotik kalıntılarının tespiti için kit ve cihazlar da üretmekteyiz.”

NORMALLEŞME SÜRECİNDE TARAMA TESTLERİ YAYGINLAŞMALI

COVID-19 salgınının ortasında, belki başındayken normalleşme planları yapılıyor. Normalleşme sürecinde iyimserlikle tedbirsizlik, kötümserlikle gerçekçilik karıştırılıyor. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Asst. Prof. Emrah Altındiş Gazete Duvar’daki röportajında bu durumla ilgili olarak, “Önlemler azaltılacaksa da çok yavaş ve temkinli olarak yapılmalı. Yangını söndürdüğünüzü düşündüğünüz anda, küçük bir kıvılcım, rüzgârın etkisiyle her yeri yakacak bir ateşe dönüşebilir” diyor.

Türkiye’de COVID-19 testleri sadece Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş devlet ve üniversite hastanalerinin tanı laboratuvarında yapılabiliyor. Dünyanın önde gelen COVID-19 test ürünleri üreticilerinden BIOEASY ve RANDOX yetkilileri normalleşme süreci ve sonrasında testlerin nasıl olabileceği ve alternatif çözümler hakkında Süt Dünyası’na özel açıklamalarda bulundular. Kısıtlamalar kalktıktan ve hayat yavaş yavaş normale döndükten sonra da vakaların (az da olsa) görülmeye devam edeceğini söyleyen BIOEASY’nin Türkiye Genel Müdürü Kağan Etka Yörük, normalleşme sürecinde COVID-19 testlerinin yaygınlaşacağı öngörüsünde bulundu:

“Tarama testleri daha geniş çaplı olacak şekilde özel sağlık kuruluşlarında, aile hekimliklerinde ve işyeri hekimleri vasıtasıyla tüm işletmelerde kullanılmaya başlanacaktır. İnsanların toplu olarak bir arada bulunduğu ortamlar riskli olacağı için hızlıca test yapılması ve pozitif çıkan insanların toplumdan izole edilmesi, ikinci dalga oluşmaması için çok önemlidir. Birçok işletme salgının yayılmasının önüne geçmek için test kiti uygulaması başta olmak üzere birçok konuda katı önlemler almaya başladı.”

BIOEASY olarak Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri ile işbirliği yaptıklarını kaydeden Yörük, “Türkiye’de önemli laboratuvar altyapı yatırımları yapmaktayız. Türkiye’deki çalışanlarımızla yeni Ar-Ge projeleri geliştirmekte, yerli üretim için gerekli altyapıyı kurma çalışmalarına başlamış bulunmaktayız” dedi.

Koronavirüs test analizörleriyle öne çıkan firmalardan RANDOX’un İş Geliştirme Müdürü Esin Yıldız da, BOSCH ile işbirliği yaparak geliştirdikleri “Vivalytic” adlı koronavirüs analizörü ile işletmelerin ihtiyaç duyduğu pratik testlerin hızlı bir şeilde yapılabildiğini anlattı.

Koronavirüs testlerindeki başarısıyla dünyada öne çıkan BIOEASY ve RANDOX firmalarını sütte antibiyotik kalıntısı analizleri ile biliyorduk. COVID-19 krizi ile ile bu iki biyogüvenlik firması başka bir yönüyle karşımıza çıktı.

Süt hayatın kaynağı mucizevi bir besin. Hayatın her alanına mucizevi değerler katan sütün besleyici, sağlıklı ve yaşamımızı iyileştiren gücüyle koronavirüsü yeneceğimize ve normale döneceğimize inancımız tamdır.

KUTU
Bioeasy Türkiye Genel Müdürü Kağan Etka Yörük:
ÇALIŞANLARA HIZLI TARAMA TESTLERİ UYGULANABİLİR

Ocak ayında Dünya Sağlık Örgütü tarafından COVID-19’un duyurulmasından sonra, BIOEASY firması güçlü Ar-Ge ekibi sayesinde COVID-19 için hemen çalışmalara başladı, kısa sürede hızlı tarama testleri olarak antijen ve antikor (IgG/IgM) testleri, moleküler tanı testi olarak RT-qPCR kiti üretti.

Şubat ayı içerisinde, enfekte kişilerin hızlıca belirlenmesi ve karantinaya alınması konusunda birçok ülke tarama ve tanı testlerimizi kullandı. Örnek vermek gerekirse, Güney Kore salgınla mücadele kapsamında oluşturmuş olduğu test noktalarında antijen tarama testlerimizi yoğun bir şekilde kullanarak durum kötüleşmeden salgını kontrol altına almayı başardılar. Yüksek güvenilirlik ve hassasiyette üretilen ürünler sağlık sisteminin ve PCR testi için gerekli laboratuvar altyapısının yetersiz olduğu ülkelere Çin hükümeti vasıtasıyla yardım amacıyla gönderildi.

RT-qPCR moleküler tanı testimiz Sars-Cov-2 virüsüne özel iki farklı gen bölgesini hedefleyerek hastalığın tanısını burundan veya boğazdan alınan sürüntü numunelerinden bakmaktadır. Bu testimiz 90 dakika sürmekte ve PCR cihazı gerektirmektedir. Hızlı tarama testlerimiz ise ön numune hazırlama aşamalarına gereksinim duymamakla birlikte test süresi 10 dakika sürmektedir. Bu kapsamda iki farklı tarama testimiz bulunmaktadır; antijen ve antikor testleri. Antijen testleri burun veya boğazdan alınan numunelerde Sars-Cov-2 virüsüne özel proteinlerin varlığını tespit etmektedir. Antikor testlerimiz ise Sars-Cov-2 virüsüne karşı insan vücudunun geliştirmiş olduğu immunoglobulinleri (IgM ve IgG) tespit etmektedir.

PCR testi hastalığın tanısında kesin yöntemdir. Sonuçlanma süresinin uzun olması ve uygulamasının uzmanlık gerektirmesi sebebiyle, salgınla mücadele kapsamında hastalığın erken tespitinde hızlı antijen ve antikor tarama testleri büyük önem taşımaktadır. Her ülkenin salgınla mücadele stratejisinin ve medikal ürün regülasyonunun farklı olması nedeniyle bazı ülkelerde devlet düzeyinde bazı ülkelerde ise özel kuruluşlar ile çalışmaktayız.

Şu anda COVID-19 testleri Sağlık Bakanlığı’nın belirlemiş olduğu 114 laboratuvarda yapılmaktadır. Çok kısa sürede, hızlı tarama testlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, tüm işletmeler hızlı tarama testlerine rahatça ulaşabilecek, mesai başlangıcı öncesi işyeri hekimi yardımıyla tüm çalışanlarına COVID-19 testi yapabileceklerdir.

COVID-19 salgınına yönelik ise hızlı tarama testlerimizin kullanılması konusunda Sağlık Bakanlığı’yla ortak çalışmalar yaptık. Ayrıca, COVID-19 için farklı teknolojileri barındıran yenilikçi ve çözüm odaklı ürün geliştirme çalışmalarımız devam etmektedir.

Saha çalışanları çok olan ve bulaş riski yüksek sektörlerdeki işletmelerde düzenli olarak hızlı tarama testleri kullanılmalıdır. Salgın süresince üretime devam etmek zorunda olan işletmelerde çalışan kişilere bu testler işyeri hekimi vasıtasıyla uygulanabilir.

>> Süt Dünyası

blank
2006 yılından beri yayınını sürdüren tarafsız ve bağımsız medya kuruluşudur. Süt Dünyası Dergisi kurulduğu günden bu yana ilkelerinden taviz vermeden yayıncılık faaliyetine devam ediyor. Süt Dünyası Dergisi Haber Merkezi tarafından hazırlanan her türlü içerik "Süt Dünyası" imzası ile yayınlanmaktadır.

Ayrıca kontrol et

Üreticiye yerel nefes: Halk Süt

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ülke gündemine gelen “Halk Süt” ilk olarak 2018 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.